Bir gün öyle bir genç kız çıktı ki sahneye… Adının önüne önce bacakları geçti. Bir karikatürün çizgisiyle başlayan efsane, çok geçmeden dillerde dolaşan bir lakaba dönüştü: “Bayan Bacak” İstanbul’da 1952’de dünyaya geldi. 1967’de, henüz 14 yaşında güzellik yarışmasına katıldı. Henüz bir genç kızken ışıkla, alkışla büyüdü. 1969’da İzmir Fuarı’nda o yılın en çok kazanan sanatçısı oldu. Herkes ona bakıyordu. Sonra sahneye şarkılar girdi… Düğün Şarkısı, Bir Gün Hayat Biter, Yaramaz Kız, Aşka Hasret… Ve elbette, sinema perdesinin vamp karakterleriyle akıllara kazınan bir oyuncu oldu. Beşiktaş'ta bir çay bahçesinde Berkant ile kesişti yolu. Türkiye’nin “Bay Samanyolu”su… 1971’de evlendiler. Ama bu büyük aşk yalnızca bir yıl sürdü. Kızı Fulya’ya hamileyken ayrıldı. Zaman geçti, Serpil yaralarını sarmaya çalıştı. Ama kader bu kez daha ağır sınavlar hazırlıyordu. Yanlış evlilikler… Zenginlik içinde görünen ama şiddetin, baskının ve kayıpların gölgesindeki yıllar… Ve 1990’larda gelen büyük darbe: cilt kanseri. Sahnelerin alkışlanan yıldızı, hastane koridorlarında kendi nefesiyle baş başa kaldı. 1995’ten sonra hayat daha zor olmaya başladı. Bir zamanlar plaklarından ev alan, fuarlarda rekor ücretlerle sahne alan kadın… Kendini hiçbir şeyi kalmamış halde buldu. Evler gitti, eşyalar gitti, parıltı söndü. Şöhret gitti. Bir dönemin yıldızı, geçinebilmek için kâğıt toplayarak, simit satarak, pazarlarda küçük tezgâhlarda eski eşyalar satarak yaşamaya çalıştı. Bazen faturalarını ödeyebilmek için hatıralarını sattı. Bir fotoğraf, bir imza, bir tebessüm 200 liraya… Ama Serpil Örümcer hâlâ ayakta. Bazen bir sandalye çekip dinleniyor, bazen geçmişine bakıp gözleri doluyor.