Perdenin ilk aralığında bir genç kızdı, sesiyle hayalleri büyüten, bakışıyla karakterlere can veren… Yıllar geçti, o ses “arkası yarın”ların kulaklarımızda kalan sesi oldu, o bakış tiyatro sahnelerinden sinema perdelerine uzandı... Karakterlerin ardında gizlenen bir asalet taşıyan, kimi zaman Shakespeare’in trajedisinde, kimi zaman bir Anadolu ninesinin şefkatinde karşımıza çıkan kadın... Bir çocuktu… İstanbul’un sokaklarında, tiyatroya daha adını bile koymadan aşık oldu sahneye. 1962’de attığı o ilk adım, aslında uzun bir yolculuğun başlangıcıydı. Harbiye Özel Sanat Okulu’ndan, İstanbul Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden aldığı disiplinle büyüdü. Arena’dan Dostlar’a, AST’tan Dormen’e kadar nice sahnenin ışığında, nice karakterin ruhunda var oldu. "Oyunlarla Yaşayanlar"’da bir Oğuz Atay cümlesine büründü, "III. Richard"’da Shakespeare’in trajedisine ses verdi, Haldun Taner’in "Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım"’ında halkın nabzını tuttu. Aziz Nesin’in satırlarını sahnede kahkahaya dönüştürdü. “İyi Geceler Anne”de, Hikmet Körmükçü ile yan yana yüreklere işledi. Radyoda bir “arkası yarın”da duyduğumuz o eşsiz ses, yıllar sonra "Çınar Ağacı"’nda Adviye Hanım’la yeniden hayatımıza girdi. “Kalbim Ege’de Kaldı”da ıraz ninemiz oldu, “Vatanım Sensin”de Hasibe Ana, “Terzi”de Sülün… Ve 7. Koğuştaki Mucize’de bir kez daha kanıtladı: oyunculuk onun için sadece meslek değil, yaşamın ta kendisiydi. Hayatı boyunca tiyatronun yasaklandığı, kapıların kapandığı dönemlerden geçti. 12 Eylül’de işinden alındı ama sahneden hiç düşmedi. Çünkü Celile Toyon, yalnızca bir oyuncu değil, tiyatromuzun kök salmış çınarlarından biri. Sesinde hâlâ o asalet, mimiklerinde o derinlik, oyunlarında o insanlık…